MAYISHAZIRAN2026 Dr. Zeki Hozer
Macaristan seçimleri
Bilindiği gibi Trump'ın Avrupa'da arasında su sızmayan en yakın dostu Macaristan Başbakanı Orban. Seçimlerde onu desteklemek için, partisinin aşırı sağ kesimini temsil eden başkan yardımcısı J.D. Vance'ı Budapeşte'ye bile gönderdi. Macaristan Başbakanı Orban, Avrupa'da aşırı sağın sembol isimlerinden ve 16 yıldır iktidarda. 12 Nisan’da yapılan seçimlerde, Orban'a destek amacı ile Budapeşte'ye gelen Vance, bir de Orban'ın partisi Fidesz'in mitinginde konuşma yaptı. Seçim sonuçlarına göre, ABD Başkan Yardımcısı Vance'in desteğinin Orban iktidarını kurtarmaya yetmediği görüldü, çünkü seçmenler ülkedeki enflasyon, yolsuzluk ve hayat pahalılığından yaka silkmiş durumda idiler. Bu sefer, Orban'ın Avrupa Birliği karşıtlığı ve güvenlik eksenli politikaları, seçmen mobilizasyonunda ciddi oy kazanımlarına neden olamadı. Gerçi, Orban, iktidarda kaldığı süre içinde boş durmayıp, medyayı kontrolü altına almaktan anayasal değişikliklerle seçim sistemini değiştirmeye kadar birçok şey yapmıştı. Örneğin %52 oy oranı ile parlamentoda %82 sandalye sayısına sahip olunacak algoritma bunlardan bir tanesi. Partisi Fidesz, oy oranında %49'lara düşse bile parlamentoda milletvekillerinin %65'ini alarak iktidarını sürdürebilecek matematiksel seçim hileleri de bunlardan bir başkası idi. Elbette, bu durumda bir meşruiyet tartışması yaşanması Orban'ın umurunda olmayacaktı! Macaristan halkı seçim öncesi ekonomik olarak mutsuz olsa da Orban'ın bu seçim dolayısı ile Macaristan gibi küçük bir ülkeyi dünyanın gündemine getirmesi esasında bir başarı. 93 bin kilometrekarelik ülkenin nüfusu 9,6 milyon civarında. Gayri Safi Milli Hasılası 250 milyar dolar. Yani kişi başına düşen gelir nominal olarak 25 bin dolar. 1526 yılında Mohaç Meydan Savaşı sonrası Osmanlı topraklarına dahil olan ülke, 1699 yılında yapılan Karlofça Antlaşmasına kadar bu statüsünü sürdürdü. Sonrasında Habsburg Hanedanında yer aldı. Dünya savaşları sonrasında SSCB içinde bir uydu devlet olarak Macaristan Halk Cumhuriyeti kuruldu, 1989 sonrasında ise demokratik parlamenter bir cumhuriyet olarak bağımsızlığına kavuştu. 2004 yılından bu yana Avrupa Birliği üyesi ve Schengen bölgesinde. Ülkesini 16 yıldır yöneten Viktor Orban, 31 Mayıs 1963 doğumlu. Babası ziraat mühendisi, annesi konuşma terapisti. Başkent Budapeşte'de Eötvos Lorand Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1987 yılında mezun olduktan sonra bir süre George Soros'un Açık Toplum Enstitüsü’nden burslu olarak Oxford Üniversitesi’nde siyaset bilimi eğitimi aldı. Ülkesine döndüğünde, 30 Mart 1989 tarihinde kurulan Fidesz Partisi’nin (Fiatal Demokratak Szövetsege: Genç Demokratlar İttifakı) kurucu üyelerinden biri olarak siyasi kariyerine başladı. Aynı yıl yapılan seçimlerde milletvekili seçildi. 1998 seçimlerinde de partisi parlamentoda çoğunluğu kazandı, böylece ilk kez başbakanlık koltuğuna otursa da 2002 ve 2006 seçimlerini kaybetti. Sekiz yıl muhalefet liderliğinin ardından 29 Mayıs 2010’da yapılan seçimlerde büyük başarı kazandı ve günümüze kadar başbakanlığı aralıksız sürdü. Bu süre zarfında partisini, özgürlükçü liberal spektrumdan, sağ muhafazakar çizgiye çekti. Avrupa Birliği ile başta göç politikaları olmak üzere Ukrayna ve Rusya'ya yaptırımlar konusunda ciddi görüş ayrılıklarını deklare etti, hatta birlik içinde bu politikaları engelleyici bir iradeyi göstermekten çekinmedi. Bu tür uygulamalar ile Avrupa aşırı sağının da sembol isimlerinden biri haline geldi. Avrupa demişken, zaten savaşlar, küresel ekonomik kriz ve göçmen baskısı gibi nedenler bağlamında Almanya'da “Almanya için alternatif (AfD)” ve Fransa'da Marine Le Pen liderliğindeki “Ulusal Hareket” örneğinde olduğu gibi milliyetçi, aşırı sağ partilerin oylarını giderek arttırdığı gözleniyordu, ancak Orban'ın 16 yılı bulan iktidarı onlar için bile ilham kaynağı haline gelmişti. Seçimi kazanan Tizsa (Saygı ve Özgürlük) Partisi genel başkanı Péter Magyar 1981 doğumlu bir hukukçu… Politikaya Orban'ın yanında başlaması ironik. İktidarında politik tercihlerini görmek için biraz beklemek gerekecek. Ancak, bu küçük Avrupa ülkesinin iş başına gelen taze yöneticilerinin odaklanacağı tek konunun ülke içinde başta ekonomi olmak üzere ulusal sorunlar olduğuna kuşku duymamak gerek. Macaristan seçimleri, dünyadaki aşırı sağ ve otoriter lider profilini oluşturan Trump, Putin, Le Pen, Geogia Meloni, Geert Wilders ve Herbert Kickl için şapkalarını önüne koyup düşünme zamanlarının geldiğine yönelik önemli bir uyarı olabilir! Evrensel hukuk ve demokrasi değerlerinin vücut bulduğu humanist yaklaşım perspektifine oturmuş bir milliyetçi sağ ideoloji için geç kalınmış değildir, belki de... Orban, eğer soruşturmalar sonrası eski Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy gibi hapse tıkılmazsa, iki bin metrekarelik restorasyonu 30 milyon dolara mal olan yeni malikanesinde inzivaya çekilir herhalde... Bakalım, İran Savaşı ve Macaristan seçimleri sonrası dünyanın yeni normali nasıl olacak? Bekleyip göreceğiz…